ANILARA ÖNSÖZ

        Kandilli Kız Lisesi’ne ait ilk anılarım 6 yaşında İzmir’den İstanbul’a babaannem ve halalarımı ziyarete gittiğimiz yaza aittir. Sonraki yıllarda ara ara tatillerimi geçirmek üzere İstanbul’a gittiğimde Resmiye halamın lise’de Müdürlere tahsis edilmiş bölümdeki odasında kalır Adile Sultan’ın muhteşem yazlık sarayını hayret ve hayranlıkla keşfetmeye çalışır, öğrencileri, sınıfları, öğretmenleri merakla izlerdim. Halen benim öğretmenlik yıllarımda örnek aldığım idolüm oldu.
    
        O yıllardan anılarımda kalanları sitenin ANILAR bölümüne aktarırken Kandilli Kız Lisesi’nin çok değerli öğretmenleri ve öğrencilerini 2014 yılı 24 Kasım Öğretmenler gününde bir kez daha saygı ile anıyorum.

        Resmiye Boysan’ın müdürlük yaptığı döneme ait Kandilli Kız Lisesi ile ilgili anılarını paylaşmak isteyenlerin yazılarını iletisim@resmiyeboysan.com adresine göndermelerini rica eder saygılar sunarım.


Yıldız Boysan Can

Yıldız Boysan Can’ın Kandilli Kız Lisesi Anıları

        İstanbul şehri, Adile Sultan Sarayı, Kandilli Kız Lisesi görkemli geçmişi ile çocukluğum ve sonrasında beni hep büyülemiştir.
        
        Gemi ile İstanbul’a gidiş hiç de İzmir Körfez’indeki Karşıyaka’dan Konak’a geçişe benzemiyordu. Koca İstanbul şehri, o yıllarda bir milyonluk nüfusu ile bile çok kalabalıktı. Kandilli Kız Lisesi Binasının yüksek tavanları altın yaldızla bezenmiş rengarenk motiflerle gözleri kamaştırıyor, yerden tavana kadar yüksek kapıları, büyük pencereleri ve aynaları ile masal diyarını anımsatıyordu.

        Resmiye Halanın ve Baş Muavin Sayın Melek Topa’nın  lise binasında birer odaları vardı. Odalarının kapıları öğrenci yatakhanesine dönüştürülmüş Adile Sultan’ın ARZ ODASI’na açılırdı.

        İkinci katta olan bu iki yatak odasından merdivenlerle küçük bir bahçeye inilirdi. Bahçeden Boğaz’ın Üsküdar ve Sarayburnu’na kadar olan görüntüsü o kadar güzeldi ki o bahçeye verilmiş olan isim o güzelliği tek kelimeyle anlatmaya yetiyordu: Cennet Bahçesi
        
        Cennet Bahçesi’nin bir köşesinde binayı ve bahçeleri süsleyen çiçeklerin yetiştirildiği sera, ortasında içinde kırmızı süs balıklarının olduğu fıskiyeli küçük süs havuzu bulunuyordu. Oya ağaçları da pembe, eflatun çiçekleri ile bahçenin  süsüydü. Ben, ziyaretlerimde  halamın odasında oturur ancak Cennet Bahçesi’ne çıkabilirdim. Bir de kütüphaneye gidip kitap almaya iznim vardı. 

        Binaya mermer merdivenlerden çıkıp giriş kapısından girdikten sonra çift taraflı ahşap merdivenlerden 2. kata çıkıldığında ön salonun Üsküdar’a bakan tarafındaki oda Müdüriyet, Kanlıca’ya bakan taraftaki oda ise kütüphanenin bordo çuha örtülü masaları ile okuma odası idi. Ara kapıdan camlı dolaplar içinde batı klasiklerinin beyaz kapaklı tercümelerinin olduğu kitaplık kısmına geçilirdi. Okuma odasının ön penceresinden Bebek, yan pencerelerinden Kanlıca ve orada demirli olan Ata’mızın yatı Savarona görülürdü. Kütüphane sorumlusu Melek Hanım bana okumam için kitap seçerdi. Halam okul içinde dolaşmama izin vermezdi. Ben ise yatakhaneyi merak ederdim. Dersler bittiğinde öğrenciler yatakhaneye gelirdi. Onların neşeli seslerini duyunca koridorun kapısının anahtar deliğinden onları görmeye çalışırdım. Bir zamanlar Adile Sultan’ın arz odası olan Oval Salon’da aralarında açık kahverengi tahta dolaplar olan, üzerlerinde beyaz pike örtüleri ile sıralar halinde çok muntazam dizilmiş karyolalar görürdüm. Dolaplarını açmış cıvıl cıvıl öğrenciler biraz dinlendikten sonra girecekleri mütalaaya hazırlanırlardı. Her şey çok düzenli idi. Belli saatlerde yatarlardı. Afrika kökenli ‘gece annesi’ herkes uyurken nöbet tutar, belli saatlerde duvarlarda bulunan saatleri kurarak binayı dolaşırdı.

        Lise’nin bir aracı vardı: at arabası. At ve araba koru yolundan gelindiğinde büyük beyaz işlemeli demir kapısı olan girişin sağ tarafında küçük bir binada bulunurdu. Dikdörtgen şeklindeki üstü kapalı arabaya arkadaki bir basamakla çıkılır, açılır kapanır kapıdan içeri girildiğinde yanlardaki banklara oturulurdu. Arabanın yan taraflarında istendiğinde sarılarak yukarı kaldırılan muşamba perdeler bulunurdu. Halam arabayı vapur iskelesine gidip gelmek için kullanırdı.

        Anılarımdan biri de Kandilli Rasathanesine gidiştir. Akşam karanlığında Kandilli tepelerinde yürüyerek Rasathaneye Yakup Bey’in götürdüğü talebe grubuna katılıp gitmiştim. Denizden Rasathaneye kadar olan yamaçta Türkan Saylan’ın babasının şeftali bahçesi vardı diye hatırlıyorum. Korunun duvarından atlayanlar şeftalilere ulaşabiliyorlardı. Saylan Bey’in bahçesini hatırlayınca Ayşe Kulin’in ‘Tek ve Tek Başına Türkan’ adlı kitabından Türkan Saylan’ın Kandilli Kız Lisesindeki öğrencilik yılları hakkında söylediği bir cümleyi nakletmeden geçemeyeceğim: ‘Kandilli Kız Lisesi’nin hasreti ise hep hüküm sürdü yüreğimde. Ne zaman geçmişe doğru yolculuğa çıksam çocukluğumun geçtiği eve ya da üniversite yıllarıma değil ortayı ve liseyi okuduğum okuluma dönerim hep. Boğazıma bir tıkaç oturur, gözlerim yanar, bilirim ki en masum, en idealist, en romantik ve en mutlu Türkan, Kandilli yıllarının Türkan’ıdır*. Benim de Kandilli Kız Lisesi’nde geçirdiğim günler, haftalar hayatımın en mutlu geçen günleridir. Eğitim-öğretimdeki ciddiyeti, ilişkilerdeki saygı ve sevgiyi orada öğrendim.

        Selam olsun çok kıymetli öğretmenlerine; Sayın Melek Topa’ya, Celile Hanıma, Güher Hanıma, Vecihe Hanıma, Yakup Beye; Salih Efendi ve Saadet ablaya ve emeği geçmiş tüm eğitim kadrosuna.


         * ‘Tek ve Tek Başına Türkan’, Ayşe Kulin, Everest Yayınevi, 2009, sayfa 77-78.  


Copyright © 2014    -    resmiyeboysan.com